Küresel üretimde Türkiye fırsatı

Küresel ticarette üretim merkezlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin önemli fırsatlara sahip olduğunu belirten sektör temsilcileri ve ZÜCDER Başkanı Burak Önder, artan maliyetler, finansmana erişim sorunları ve küresel rekabet baskısının sanayi için kritik bir eşik oluşturduğunu, bu fırsatların değerlendirilebilmesi için ise yapısal adımların hızla atılması gerektiğini söyledi.

 

 

Küresel ticaret, yalnızca ürünlerin değil aynı zamanda üretim merkezlerinin de yeniden şekillendiği bir döneme girdi. ABD’den Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar birçok ülke üretim kapasitesini korumaya, sanayisini güçlendirmeye ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye odaklanıyor. “China Plus One”, “Near-shoring” ve “Re-shoring” gibi kavramlar artık yalnızca akademik tartışmaların değil, doğrudan ekonomi politikalarının merkezinde yer alıyor. Türkiye ise bu dönüşümün tam ortasında bulunuyor. Coğrafi konumu, üretim tecrübesi ve sanayi altyapısıyla yeni dönemin önemli oyuncularından biri olma potansiyeli taşıyan Türkiye’de, son yıllarda artan maliyetler, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve rekabet gücündeki zayıflama ihracat performansını baskılıyor.

 

 

Ev ve mutfak eşyaları sektörü de bu dönüşümü yakından hisseden alanların başında geliyor. Türkiye’nin en güçlü ihracatçı sektörlerinden biri olan züccaciye sektörü, küresel talepteki değişimlere uyum sağlamaya çalışırken, aynı zamanda yükselen maliyetlerle mücadele ediyor. Züccaciyeciler Derneği (ZÜCDER) Başkanı Burak Önder, Türkiye’nin önemli fırsatlara sahip olduğunu ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için üretim ekosisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

ZÜCDER Başkanı Burak Önder

 

Rekabetçilikten uzaklaşıyoruz

 

Sektörün mevcut durumuna ilişkin İmam Güneş'e değerlendirmelerde bulunan ZÜCDER Başkanı Burak Önder, Türkiye’nin halen uluslararası yatırımcılar için cazibesini koruduğunu ancak rekabet gücünde gerileme yaşandığını söyledi. Önder, “Bugün hâlâ Türkiye’ye ciddi bir ilgi var. Ancak bunu eski rekabetçi gücümüzü koruduğumuz şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Son birkaç yıldır rekabetçilikten uzaklaşıyoruz.

Bunun tek nedeni kur değil. 2022’den bu yana işçilik maliyetlerinde çok ciddi artış yaşandı. İşçiliğin cirodan aldığı pay yüzde 15’lerden yüzde 30-35 seviyelerine çıktı. Bu, küresel rekabet açısından çok yüksek bir oran” ifadelerini kullandı. Rekabet gücünün yalnızca kur ve maliyetlerle açıklanamayacağını belirten Burak Önder, dijital dönüşüm ve verimlilik konularına da dikkat çekti.

 

Önder, “Dünyada üretim yapan şirketler daha az iş gücüyle daha fazla katma değer üretmeye çalışıyor. Bizim de otomasyon ve teknoloji yatırımlarını hızlandırmamız gerekiyor. Aksi halde fiyat tutturmak giderek zorlaşıyor” dedi.

 

Sektör dayanıklı ama baskı artıyor

 

Ev ve mutfak eşyaları sektörünün diğer sektörlere göre daha dayanıklı bir yapıya sahip olduğunu belirten Önder, buna rağmen ihracatta daralma yaşandığını söyledi. Önder, “İnsanlar yaşamaya devam ettiği sürece ev ve mutfak ürünlerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle krizlerden daha geç etkileniyoruz. Ancak buna rağmen bugün ihracatta çift haneli daralmalar görüyoruz. Özellikle Orta Doğu pazarında belirgin bir yavaşlama var” ifadelerini kullandı.

 

Sanayi dönüşmezse fırsatlar kaçacak

 

İhracat iklim endeksinin pozitif bölgede seyretmesine rağmen ihracatın aynı hızda artmadığını belirten Burak Önder, sorunun talep eksikliğinden değil rekabet gücünden kaynaklandığını söyledi. Önder, “Dünya üretim tarafında yeni bir döneme giriyor. ‘China Plus One’ yaklaşımıyla şirketler üretimi tek bir ülkeye bağımlı hale getirmek istemiyor. ABD üretimi geri çağırıyor, Avrupa yakın coğrafyadan tedariki artırmaya çalışıyor. Herkes sanayisini güçlendirmenin yollarını arıyor” dedi. Türkiye’nin bu süreçte avantajlı ülkelerden biri olduğunu söyleyen Önder, buna rağmen küresel rekabette ciddi bir yarış yaşandığını belirtti. Önder, “Mısır’dan Fas’a, Romanya’dan Bulgaristan’a kadar birçok ülke yatırım çekmek için agresif politikalar uyguluyor. Sanayiye arsa, finansman ve teşvik sağlıyorlar. Türkiye’nin bu yarışta geride kalmaması gerekiyor” dedi.

 

Uygun maliyetli finansman şart

 

Türkiye sanayisinin önündeki en kritik başlığın finansmana erişim olduğunu söyleyen Burak Önder, üretimin sürdürülebilirliği için uygun maliyetli finansmanın şart olduğunu ifade etti. Önder, “Finansman üretimin nefes borusudur. Erişim olmadan yatırım yapmak, kapasite artırmak ya da yeni pazarlara açılmak mümkün değildir” dedi.

 

Finansmanın ardından en önemli konunun sanayide dönüşüm olduğunu belirten Önder, verimlilik ve dijitalleşmenin zorunluluk haline geldiğini söyledi. Ayrıca lojistik maliyetlerine de dikkat çekerek, Türkiye’nin hava taşımacılığındaki başarısını deniz taşımacılığına da taşıması gerektiğini ifade etti. Sanayi arsalarının yüksek maliyetli hale gelmesinin yatırımları olumsuz etkilediğini belirten Önder, bu alanların spekülatif amaçlarla kullanılmasının önüne geçilmesi gerektiğini söyledi. Önder, “Sanayi arsaları yatırım aracı olmaktan çıkarılmalı. Üretim yapmayan kişilerin bu alanları ticari kazanç için kullanması engellenmeli” dedi.

 

Üretim kültürü korunmalı

 

Sanayinin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda kültürel bir alan olduğunu söyleyen Burak Önder, üretim kültürünün korunmaması halinde uzun vadede ciddi sorunlar yaşanabileceğini ifade etti. Önder, “Eğer üretim kültürünü koruyamazsak, yeni nesilleri sanayiye yönlendiremezsek çok daha büyük kırılmalar yaşarız. Sanayicilik nesilden nesile aktarılan bir birikimdir” dedi.

 

Küresel ekonomide yaşanan dönüşümün üretimin stratejik önemini yeniden artırdığını belirten Önder, “Re-shoring”, “Near-shoring” ve “Friend-shoring” eğilimlerinin bu sürecin bir parçası olduğunu söyledi. Türkiye’nin bu dönüşümde güçlü bir aday olduğunu belirten Önder, doğru politikalarla ülkenin önemli bir üretim merkezi olabileceğini söyledi.

ZÜCDER Başkanı Burak Önder

 

 

 

Yol haritasında 7 kritik adım

 

ZÜCDER Başkanı Burak Önder’e göre Türkiye’nin yeniden güçlü bir üretim ve ihracat merkezi haline gelmesi için şu başlıklara odaklanması gerekiyor:

 

1- Finansmana erişim: Üretimin sürdürülebilirliği için ilk şartın finansman olduğunu belirten Önder, mevcut kaynakların öncelikle üretime yönlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

2- Sanayide dönüşüm: Dijitalleşme, otomasyon ve verimlilik yatırımları hızlandırılmalı. İşçilik maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda rekabet gücünün korunmasının yolu teknoloji yatırımlarımdan geçiyor.

3- Lojistik gücünün artırılması: Liman, konteyner ve yerel lojistik maliyetleri ihracatçının rekabetçiliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin deniz taşımacılığı ve lojistik altyapısında yeni yatırımlara ihtiyacı var.

4- Sanayi arsalarında rantın önlenmesi: Üretim yapmayacak kişi ve kurumların sanayi arazilerini yatırım aracına dönüştürmesinin önüne geçilmeli. Sanayi arsaları sanayici için erişilebilir hale getirilmeli.

5- Üretim odaklı teşvikler: Dünya yeniden sanayiye yatırım yaparken Türkiye’nin de üretim, ihracat ve teknoloji yatırımlarını destekleyen politikaları güçlendirmesi gerekiyor.

6- Rekabet içinde iş birliği: UR-GE projeleri, kümelenme çalışmaları ve ortak ihracat modelleri yaygınlaştırılmalı. Önder’e göre ‘rekaberlik’ olarak tanımlanan rekabet içinde iş birliği kültürü de ihracatın büyümesi açısından kritik önem taşıyor.

7- Sanayi kültürünün korunması: Türkiye’nin uzun vadeli refahı üretim kültürünün yeni nesillere aktarılmasına bağlı. Sanayicinin üretimden kopmaması ve genç kuşakların üretime yönelmesi için uygun koşullar oluşturulmalı.